Anadolu Meraları kurucuları Durukan Dudu ve Volkan Büyükgüngör, sonbahar döneminde Savory Enstitüsü tarafından yapılan sınavın ardından “Saha Uzmanı” (Field Professional) olmaya hak kazandılar.

Saha Uzmanı, Savory Enstitüsü’nün Bütüncül Yönetim uzmanları için küresel çapta uyguladığı akreditasyon sisteminde en yüksek bireysel ünvana karşılık geliyor.

Durukan Dudu ve Volkan Büyükgüngör, Avrupa ve Asya kıtalarında bu ünvana sahip olan ilk iki kişi oldu.


Savory Enstitüsü’nün, George Monbiot’nun The Guardian’da yayınlanan köşe yazısı üzerine kaleme aldığı yazının Türkçe çevirisini, Anadolu Meraları ailesinden Neslihan Güven’in çevirisiyle paylaşıyoruz.
Yazı, hem Bütüncül Yönetim’in temellerini çok güzel özetliyor, hem de dünyanın farklı köşelerinden güncel örnekler sunuyor. Yazının özgün halini (ingilizce) ve beraberinde sunulan akademik yayınlar listesini de şu adreste bulabilirsiniz.

 

Dünyanın çeşitli yerlerinden çiftçiler, kırsalda yaşayanlar, çiftlik sahipleri, bilim insanları ve girişimcilerden oluşan harika bir topluluk, 1-2 Ağustos 2014 tarihinde Savory Enstitüsü konferansı “Putting Grassland to Work” (“Meraları Yeniden Kazanmak”) için Londra’da bir araya geldi. Katılımcılar değerli hikayelerden, bilimsel araştırmalardan ve oluşturulan ağlardan ilham aldı, öğrendi ve güçlendi. Konferanstaki tüm konuşmaları internette yayınladık, şu adresten izleyebilirsiniz.

monbiot_savory9George Monbiot’nun The Guardian’da yayınlanan köşe yazısı açıkçası bizi üzdü. Monbiot’un konferansa katılamamış olması şanssızlıktı. Kendisini Temmuz ayı başında bizzat davet etmiştik konferansa, ardından email listemize ekledik ve konferans devam ederken bizimle iletişime geçtiğinde tekrar davet ettik. Diğer bir şanssızlık da, görünen o ki, köşe yazısını yayınlamadan önce webstreaming aracılığıyla sunumları izlemek veya ayrı ayrı bilim insanları, uygulayıcılar ve kolayca erişebileceği biz Savory Enstitüsü çalışanları ile irtibatta bulunmak için de vakit bulamamış olmasıydı.

Bizler birçok Monbiot çalışmasının hayranıyız ve paylaştığımız çok sayıda ortak nokta var. Örnegin, Monbiot’nun avcı-av ilişkisinin önemi üzerine yaptığı TED konuşması favorilerimizden biridir ve bu konuşmayı kendi ağımızda da paylaşmıştık.

Biz Londra’daki bu konferansı planlarken, Monbiot gibi gazetecilerle iletişime geçmek, hemfikir olduğumuz veya olmadığımız konularda tartışmak ve ilişkiler kurmayı çok önemsedik. Konuşmacı ve katılımcıların birikimlerinin, katılımcılar için inanılmaz bir eğitim fırsatı yaratacağını biliyorduk. monbiot_savory8Bizler iyi eğitimli bir kamuoyunun günlük gıda alışverişi seçimleri ile gıda üreticilerini ve haliyle tarımın şeklini ve şemalini değiştirebileceğini, mera hayvancılığının da doğru biçimde yapılmasını sağlayabileceğine inanıyoruz. Bu amaçla, Allan Savory ile görüşmeden önce ve sonra elimizdeki tüm belge ve kaynakları Monbiot ile paylaştık – açıklamalar ve soru işaretlerine yönelik bağlamsal yanıtlardan, bütüncül yönetilen çiftlikleri gözlemleyen bilimsel olarak değerlendirilmiş makalelere, eleştirilerini temellendirdiği yazıların ve bilimsel delillerle aksi ispatlanmış cevaplarına kadar… Bunların hiç biri Guardian’daki köşe yazısında yer almadı.

Bununla beraber, bu yazıyı Monbiot’yu eleştirmek için kaleme almadık. Amacımız, The Guardian makalesindeki bazı yanlış anlaşılmalara ışık tutmak ve hepimize yeni pencereler açacak bir ortak zemini bulma sürecine katkıda bulunmak.

Öncelikle, Savory Enstitüsü’nün misyonu meralar üzerine yoğunlaşmıştır, hayvancılık üzerine değil. Meralar, dünyadaki en üretken karasal ekosistemlerden biridir, ve muhtemelen en az takdir edilenidir aynı zamanda. Bunun bir kanıtı da, dünyanın en büyük tahıl ziraati bölgelerinin eski meralar olmasıdır – derin bir üst-toprak katmanına sahip olan, devasa miktarlarda karbon ve su depolayan meralar…

monbiot_savory7Sağlıklı bir ekosistemin işlevi “çürüme” süreçlerine son derece bağlıdır. Büyük Britanya gibi tum yıl boyunca nemli ve yağışlı yerlerde böcekler ve mikroorganizmalar, otların büyüme sezonu sonlandığında parçalanmalarına yardım eder. Bununla beraber, dünyanın büyük ölçüde geri kalanı gibi nem ve yağışı sadece belli dönemlerde alan yerlerde çayır bitkileri bir çürüme mekanizmasına ihtiyaç duyar. Kuruma gerçekleştiğinde, mikroorganizma ve böcek popülasyonları etkisizleşir veya yağışlı sezonun sonunda ölür. Otlar, güneş altında “bir başlarına” kaldıklarında, belli bir süre sonunda kimyasal oksidasyon ile gri renge dönerler. Çürümeden farklı olarak, bu oksidasyon çok yavaştır, eski otlar ayakta kalır ve toprak üzerindeki yeni büyüme noktaları için gerekli güneş ışığını bloke ederler. Bu otlar öylece bırakılırsa sonraki dönemde gerçekleşecek yeni büyümeleri engelleyerek yıllarca ayakta kalır ve sonunda ölürler.

İnsanlar, tarih boyunca bu büyüme-çürüme döngüsünü mümkün kılan olan vahşi otçul sürülerinin büyük kısmını yok ettiklerinden bu yana, döngüyü tamamlamak için “anız yakmayı” bir araç olarak kullanageldi. Yakma, çok yüksek miktarda sera gazı salımına yol açar, toprağı çıplak bırakır ve rüzgar ve su erozyonuna mahkum eder. Toprağın altındaki ve üstündeki tüm yaşam etkilenir.

Kuru, yalnızca dönemsel olarak nemli bu iklimlerde, vahşi geviş getirici büyük hayvan sürüleri sürekli toplu halde ve hareket halinde otladığı zamanlarda, ekosistem işlevi bozulmamıştı. Bu, Allan Savory’nin 1960’larda dile getirdiği avcı-av ilişkisi bulgusuydu: Avcı hayvanlar nedeniyle otçul hayvanlar sürü halinde ve sürekli hareket ediyorlar, bu sayede meralardaki biyolojik çeşitliliği ve bereketi devam ettiriyorlardı. Geviş getiren hayvanların bağırsakları, biyolojik çürüme gerçekleştiren milyarlarca mikrop icin taşınabilir bir nem kaynağı gibi calışmaktadır. Bu, “doğa aklı”nın işleyişidir. Hayvanlar otları sindirir ve biyokütlenin çok büyük kısmını mikrop ve besin maddeleriyle zenginleştirilmiş olarak, arazideki yaşam tarafından “hazır kullanılabilir” halde toprağa geri verir. Ayrıca bu sürüler otları ezerek toprak örtüsü sağlarlar ve toprağın su tutuşunu arttırması, suyun akarak gitmesini ve buharlaşmasını engellemek üzere sünger gibi davranabilmesi için gerekli şartları oluştururlar – malçlamanın bahçe yataklarında gerçekleştirdiği ile hemen hemen aynı şekilde. Hiçbir otlayıcı kendi dışkısı ve üresi üzerinden beslenmek istemediği için sürüler halinde ve sürekli hareket eder, bu da aşırı otlama riskini en aza indirir. Dr. Elaine Ingham, bitkilerin hayvanlarca otlanıp “rahat bırakılmasından” sonra girdiği “toparlanma” sürecindeyken toprak yaşamında neler olduğunu şaşırtıcı detaylarla anlattı: Sağlıklı bir üst-toprak oluşur, biyolojik süreçler harekete geçer ve doğa, hayat, tam anlamıyla serpilerek gelişir.

Bu, otlatma ve hayvancılığın her durumda iyi olduğu anlamına gelmez. Monbiot ve çok sayıda hayvancılık karşıtı aktivist ile aynı fikirdeyiz; münavebeli ya da sürekli otlatma şeklinde olsun, ehlileştirilmiş hayvanların otlatılması, monbiot_savory6çoğu durumda, arazilerde çok büyük hasarlara yol açtı. Endüstriyel/modern ahır tipi, besleme kabinli (CAFO – Concentrated Animal Feeding Operation, “Konsantre Hayvan Besleme Operasyonu) hayvancılık ve et üretimi, arkasında yığınla çevre felaketi bırakır. Sonuç olarak, Tony Lovell’in konferansımızdaki konuşmasında ustalıkla belirttiği gibi, “hayvancılık”la “doğru şekilde yönetilen hayvancılığı” birbirinden ayırmak çok önemlidir. Sorun, hayvancılık değildir. Hayvancılık, idare ve planlanma şekline göre büyük sorunlar da yaratabilir, devasa çözümler de.

Dünyada çok büyük miktarda açık alan, yaşamlarını idame ettirmek için bu arazilere bel bağlayan (ve özellikle de hayvancılıkla geçinen) insanlar tarafından kullanılıp kollanmaktadır. Bütüncül Yönetim, esasen, çevrenin ihtiyaçlarını karşılarken aynı zamanda insanların ekonomik ve kültürel ihtiyaçlarını da gözeten bir karar verme çerçevesidir. Arazide hayvan sürülerinin olduğu durumlarda örneğin, reçete olarak sunduğumuz bir otlatma “sistemi” asla sunmuyoruz. Bunun yerine, stratejik ve dinamik bir süreç kullanıyor ve öğretiyoruz. “Bütüncül Planlı Otlatma”, toprağın verimini ve sağlığını güçlendirirken, ondan yararlananların nakit akışı ve kazanç ihtiyaçları ile kültürel bağlamlarını da gözeten bir yaklaşım olarak dünyada başarılı bir şekilde kullanılıyor.

Otlatma sistemleri “reçeteci”dir. Bütüncül Planlı Otlatma, hayvanların çok sayıda etmen etrafında hareketlerini planlar; ihtiyaç duyulan bitki ve toprak toparlanma süreleri, yabani hayat yaşam alanı gereklilikleri, türlerin yaşam döngülerindeki hassas zamanlarda korunması, su mevcudiyeti, hayvanların besin gereklilikleri, yönetim lojistiği, nakit akışı, sosyal ve kültürel gelenekler ve inanışlar, yaşam kalitesi, vb… Bütüncül Planlı Otlatma, Arazi Planlama, Finansal Planlama ve Ekolojik Gözlem süreçleri Bütüncül Karar Verme çerçevesi ile birlikte kullanılmakta, uygulayıcıların kendi bağlamlarındaki büyük karmaşıklıkları başarılı bir şekilde yönetmelerine yardım etmektedir.

monbiot_savory4Arazi sahipleri, karar alma süreçlerini yıldan yıla iyileştirmek için mümkün olduğunca çok veri ve nokta fotoğrafı toplamaları ve ekosistemle bağıntılı olarak verdikleri her kararın yanlış olduğunu varsaymaları için teşvik edilir. Verilen kararın yanlış olduğu varsayılırken “erken uyarı sinyalleri” tanımlanır ve bunlar gözlemlenir, izlenir ve proaktif olarak değişiklikler yapılır. Toplanan veri ve öncül gözlemler temel alınarak tekrar planlama yapılır. Bu geri bildirim döngülerinin çok değerli olduğu defaatle kanıtlanmıştır. Yıl boyunca yağış ve nemi, Britanya’nın çoğundaki gibi olan yerlerdeki insanlar dahi bu yöntem ve uygulamaların, arazilerinin verim kabiliyetlerinin dramatik biçimde artışı ve ekolojik döngülerle, finansal dengelerini ve yaşam kalitesini aynı anda güçlendirme yolunda çok işlevsel olduğunu deneyimledi. Mesele, bütüncül karar verme yaklaşımı, stratejik planlama ve proaktif biçimde devam ettirilen kontrol ve yeniden planlamadır.

Doğa, akıl almaz derecede karmaşıktır ve bu karmaşıklığı yönetmek çok zor, insanlğın henüz layıkıyla beceremediği bir iştir. Eğer bir saatten bir yay veya dişli çarkı çıkartırsanız eksik parçayı yerine koyana kadar çalışması duracaktır. Eğer bir türü, işlevsel bir topluluktan çıkartırsanız öngörülemeyen sonuçlar olacaktır, fakat sistem daha az karmaşıklık ve direnç seviyesinde kendi kendini organize edecektir. Bu konuda şu videoyu tavsiye ederiz.

Monbiot’nun makalesinde ısrarla vurgulanan noktalardan biri de Bütüncül Yönetimi destekleyen bilimsel araştırmaların ve makalelerin sayısının artması gerekliliğiydi. Bilim tek-değiskenli değişimleri incelemekte oldukça başarılı, fakat bir sistemi bütün olarak “çalışabilecek” noktaya henüz ulaşmadı. Ekoloji, eğitim, politika, ekonomi, sağlık, tarım ve besin gibi örneklerini verebileceğimiz bu “yumuşak” sistemler, bilim insanlarının çözüm bulması gereken ciddi sorunlar yaratan “bütün”lerdir. Bu bütünlerin kompleks (karmaşık) sistemler olması, bu alanlarda yapılan çalışmalarda birbiriyle çelişen, hatta birbirine tam anlamıyla zıt sonuçlar çıkmasının da son derece doğal bir sebebidir.

monbiot_savoryFarklı karmaşık sistemlerde uygulanan yönetimlerin sonuçlarını göstermek için ek araştırma ve kanıtlara duyulan ihtiyacın farkındayız. Biz, bütünü göz önüne alan uzmanlarla da, sistemlerdeki tek bir değişkene odaklanan bilim insanlarıyla da aktif olarak çalışıyoruz. Londra’daki konferansta da, hayvancılık kaynaklı sera gazı salımlarından, ekosistem sağlığına, toprak biliminden İklim Değişikliği’ne ve toplumsal refaha kadar bir çok konuda çalışan bilim insanını Monbiot ile e-posta üzerinden bir araya getirdik. Bütüncül Yönetim üzerine hakemli dergilerde yer alan makaleler de var. Ancak bu çalışmaların genelde, Bütüncül Yönetim’in “duruma ve yere göre değişen, reçeteci olmayan” yaklaşımı nedeniyle vaka veya yer özelinde çalışmalar olduğunu da not etmek lazım. Bütüncül Yönetim’in uygulanması ve çıktıları bağlamın nüans ve farklılıkları ile içsel dinamik doğası tarafından çerçevelenir, bu nedenle “siyah mı beyaz mı?” gibi her yerde ve koşulda tekrarlanabilir cevapları olan sorular yöneltmek mümkün değil.

Savory Enstitüsü bütün proje alanlarında ekolojik ve sosyal belirteçlerin sürekli gözlemini sağlamak ve temel verileri elde etmek için bağımsız gözlemleme ortaklarıyla işbirliği yapar. Kendimizin ve uygulayıcı topluluğumuzun monbiot_savory2öğrenme süreçleri ve başarısını amaçlamamızın yanısıra, politika yapıcılara bilgi verme ve üreticilerin pazarda katma-değer fırsatlar elde etmesi ve daha büyük ölçekli gayretler içinde olan (UN Global Compact, FAO Agenda for Action ve the Global Roundtable for Sustainable Beef, gibi) stratejik partnerlerimize gerekli bilgileri sunabilmek için, güvenilir verilere sahip olma hususuna özel bir önem veriyoruz.

Bu önemli çalışma artık Allan Savory’nin ötesine geçiyor. Savory’nin anlayışının nasıl sonuçlar ürettiğini en iyi anlatacak olanlar, dünyanın dört bir yanındaki binlerce uygulayıcı, eğitimci ve savunucularımız ile onların aileleri ve içinde yaşadıkları topluluklardan oluşan ağımızdır. Yaklaşık 15 milyon hektar arazi, bu proaktif yönetim anlayışı ile yönetilmektedir. Londra’daki konferansımız, üzerinde yaşanabilir her kıtadan 25’in üzerinde ülkeye ev sahipliği yaptı. Bu insanlar, bu işin çıktılarını kendi arazilerinde, kendi yaşamlarında, kendi ekonomik döngülerinde birinci elden tecrübe eden kişilerdi.

Savory Enstitüsü geçtiğimiz yıllarda, Bütüncül Yönetim’in öğretim ve öğrenimine hız kazandırmak ve bunu yaygınlaştırmak için, dünyanın çeşitli bölgelerinde yerel olarak yönetilen “Göze”lerden (Hub) oluşan küresel bir ağ oluşturmak temelli bir strateji hazırladı ve bunu uygulamaya başladı. Her bir gözenin örnek/uygulama arazileri var ve bu gözeler ticari çiftlik sahiplerinden göçebelere kadar her ölçekte “arazi yöneticileri” için eğitim, danışmanlık, uygulama desteği ve gözlem hizmetleri sağlıyor. Bu yolda önemli yok katettik ve şu anda İsveç, İspanya, Türkiye, Kenya (birden fazla), Zimbabve, Güney Afrika, Arjantin, Şili, Meksika (birden fazla) ve ABD’de (birden fazla) gözelerimiz var.

monbiot_savory1
Örneğin, Arjantin’deki Savory Göze’si 60’ın üzerinde çiftçiye tesir etti, eğitti ve 1.2 milyon hektardan fazla bir alanı etkiliyor. Şili’deki göze de bir o kadar başarılı: 20’nin üzerinde büyük ölçekli çiftlik ile çalışıyor, 400.000 hektarda Bütüncül Yönetim uygulanmasını sağlıyor. Her iki gözenin de doğa koruma konusunda birlikte hareket ettikleri The Nature Conservancy ve pazarlamada avantaj yaratmalarını sağlayan Patagonia Inc. gibi önemli ortakları var.

Yakında Birleşik Krallık’ta da bir gözeye sahip olmayı dört gözle bekliyoruz ve yüksek-çeşitlilikte hayvancılık ve ziraat yapan genç ve girişimci bir çiftçi başta olmak üzere ilgi duyan üreticilerle görüşmelerimizi sürdürüyoruz. Eğer dünyanın herhangi bir yerinde bir göze kurmak istiyorsanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Birleşik Krallık veliahtı Prens Charles’ın ve diğer önemli isimlerin bizlere verdiği büyük destek de önemli ve yeni fırsatlar yaratıyor. Belki de Monbiot yakın gelecekte bütüncül yönetimin sonuçlarını kendi gözleri ile görme şansına sahip olacak.

Monbiot ve ilgilenen kişileri dünyanın çeşitli yerlerindeki gözelerimizi ve proje alanlarımızı ziyarete davet ediyoruz. İlk akredite gözemiz olan Zimbabve’deki Africa Centre for Holictic Management’ı öneririz, örneğin. Burası muazzam sosyal ve politik zorlukların içinde uzun yıllardır bütüncül olarak yönetilen ve dikkat çekici sonuçlar yaratılmış bir yer ve aynı zamanda Allan Savory’nin de evidir. Arazide vahşi yaşam popülasyonlarında büyük artış oldu ve araziyi terk eden türler toplu halde geri döndüler. Bütün bunlar arazide bütüncül ve “doğru” şekilde otlatılan hayvan sürüsünün büyütülmesi ve bunun sonucunda ekosistem işlevlerinin onarılmasıyla yaşandı. Yakın çevredeki köylüler eğitildi ve şimdi onlar da arzuladıkları yaşamları inşa etmek için aynı karar verme çerçevesini kullanıyorlar. Ve daha kaliteli bir yaşam, tabaklarında bol yemek ve kültürlerini devam ettirmek için artık bir umut ışığı görüyorlar.

Monbiot’nunkine benzer eleştriler ile ilgili olarak, görüş farklılıklarımız üzerine tartışmak için bir ömür harcayabilirdik ama yapılacak çok iş var, ve zamanımız tükeniyor. Dünyanın ihtiyacı olan şey işbirliği. Bizler, birbirimizi taşlamak ve suçlamak yerine, arazilerini yeniden canlandıran ve gelecek nesillere dirençli bir şekilde inşa eden insanlara yardım etmek için birlikte çalışmanın yollarını bulmaya kararlıyız.

Bu muhabbetin devamını dört gözle bekliyoruz.


Yıllar süren ve sancılı bilinçlendirme çabalarının sonunda iklim değişikliğinin bir hikaye olmadığını, ve tetikleyicisinin de atmosferdeki başta karbondioksit olmak üzere sera gazları olduğunu kabul eden bir dünyada yaşıyoruz artık. Ya da en azından inkar edenlere ‘cahil’, ‘kötü niyetli’ gibi yakıştırmaların yapıldığı bir dünyada. Bir sonraki aşama ise bu durum karşısında yapabileceklerimizin konuşulması, tartışılması, karşılaştırılması, ve en önemlisi yapılması.

 

Yerküre’de karbon elementinin belli başlı depolanma alanları ve bunlar arasındaki hareketleri. Birimler GigaTon cinsinden.
Kaynak: Anadolu Meraları

Büyük resme bakalım. Atmosferde bir bela rolüne bürünmüş fazladan karbondioksitimiz var. Yoktan var olunmayan, vardan yok olunmayan bir fiziksel gerçeklik içinde bu gazın nereden geldiğini ve nereye gidebileceğini anlamak çok işimize yarayacak. Ani artış trendinin başını, yani 1800’lü yılları referans alırsak 300ppm’den 400ppm’e bir yükseliş ve bunun yarattığı felaket senaryoları söz konusu. Yukarıda görülen şemadaki rakamları kullanarak görebileceğimiz üzere bu değerler atmosferde toplam 200 GigaTon karbon fazlalığına denk geliyor. Rakamlar küresel ölçeğe çıktığında beynimizin muhakeme kabiliyeti maalesef azalıyor, diğer dev rakamlar ile karşılaştırma yapmak dışında pek bir şansımız yok. Bakalım bu fazladan 200 GigaTon Dünya karbon döngüsünde yaklaşık neye karşılık geliyor:

  • Okyanus karbon rezervinin 200’de 1’ine
  • Yerküre karbon rezervinin 60’da 1’ine
  • Toprak karbon rezervinin 11’de 1’ine
  • Canlı bitkilerde bulunan rezervin 3’te 1’ine
  • Her yıl fotosentez yoluyla havadan çekilen karbona denk
  • Her yıl solunum yoluyla havaya salınan karbona denk
  • İnsan eliyle her yıl atmosfere salınan karbonun 11 katına

Bu karşılaştırmalar aynı zamanda bize çıkış yolları da göstermekte. Örneğin okyanuslardaki karbon miktarını kalıcı olarak 200’de 1 oranında artırmayı başarırsak atmosferdeki fazlalık karbonun tamamından kurtulmuş oluruz. Benzer bir şekilde toprak katmanındaki karbon (organik madde) miktarını 11’de 1 oranında arttırmayı başarırsak da.

Biz Anadolu Meraları olarak işin toprak ayağındayız. Bitkilerin zaten her sene düzenli bir şekilde havadan çektikleri karbon’un bir kısmının toprağa gömülmesi önünde insan dışında hiç bir engel yok. Erişimi zor teknolojiler gerektirmiyor, yeni teknolojilerin keşfine bağlı değil, masraflı değil aksine para kazandırıcı.

İklim İçin Forumu‘nda da ayrıntılı bir şekilde bahsettiğimiz yöntem ‘Onarıcı Tarım’. Karbondioksit ve iklim ile ilgili ana hatlarını şu şekilde özetleyebiliriz:

Toprak sağlığını ve verimliliğini sürekli arttırmak. Çözüm tekniğinden bağımsız olarak bu çabanın hizmet ettiği bir çok unsur var. Öncelikle direk olarak yapılan üretiminin ekonomik olarak gittikçe daha başarılı ve cazip bir hal almasını, üretilen gıdanın daha lezzetli, zehirsiz ve sağlıklı olmasını sağlıyor. Toprak sağlığını ise içindeki organik madde miktarı ile doğrudan ilintili olduğu için ‘yan etki’ olarak da havada bize felaket getiren karbondioksiti toprağın içine bereket olarak gömmek.

Uygulama arazimizde sürdürdüğümüz hayvansal üretimin toprağa ve dünyaya katkısını bu açıdan da değerlendirebilmek için düzenli toprak analizleri yapıyoruz. İşte ilk sonuçlarımız:

 

 

Toprak örneği alma, analiz, ve sonrasındaki hesaplama yöntemlerinin teknik ayrıntılarını bir sonraki yazımızda paylaşacağız. Toprağa niçin karbon gömüyoruz sorusunun cevabı ise bu hesaplamaların sonuçlarında. İlk 1 yıl içerisinde:

  • Üst topraktaki organik madde miktarını %0,6 arttırdık.
  • Toprağın 1 metrelik kısmında organik madde miktarını ortalama %0,4 arttırdık.
  • Toprağın 1 metre kısmına dekar başına 2,6 ton karbon gömdük.
  • Toplam 200 dekar uygulama arazimizde toprağa 520 ton karbon (1900 ton karbondioksite karşılık gelen) gömdük.
  • Bu şekilde Türkiye’de yaşayan yaklaşık 320 kişinin sera gazı salımını sıfırlamış olduk.